|
|
DİSLEKSİ
Disleksi’nin tanımı nedir? Ne tür bir öğrenme bozukluğudur?
Disleksi, öğrenme fırsatının yokluğuna, zeka geriliğine, beyin
hastalığına bağlı olmadan, normal ve yeterli bir eğitime, normal bir
zeka düzeyine, uygun sosyokültürel çevreye rağmen, okuma becerisinin
kazanılmasında ortaya çıkan öğrenme güçlüğüdür. Bu güçlük, merkez sinir
sisteminde algısal düzeyde bir entegrasyon bozukluğunu içerebilir
(kelime ayırt etme güçlüğü, kelimeleri cümlede uygun sırada dizme
güçlüğü, fonetik-odiovizüel entegrasyon güçlüğü şeklinde dilsel
güçlükler ya da vizüomotor disfonksiyon gibi).
Uygun
planlanan bir özel eğitimle bu çocukların okuma ve yazmayı öğrenmesi
sağlanabilir. Ama bu güçlük bütünüyle yok olmaz; dislektik bir çocuk,
okumanın otomatikleşmesi sürecinde hiçbir zaman normal çocuğu
yakalayamayacaktır.
Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından oluşturulan,Ruhsal Bozuklukların
Tanı ve İstatistiksel El Kitabı olan DSM-IV’e göre (Diagnostic and
Statistical Manual of Mental Disorders Fourth Edition)gelişimsel öğrenme
güçlüğü üç alt grupta toplanır. Bunlardan birinci alt grup, öğrenme
bozuklukları başlığını taşır ve burada okuma bozukluğu, matematik
bozukluğu ve yazma bozukluğu bulunur. İkinci alt grup, iletişim
bozuklukları başlığı altında gelişimsel ekspresif dil bozukluğunu,
reseptif ve ekspretif karma dil bozukluğunu, fonolojik bozukluğu
(artikülasyon bozukluğunu) ve kekemeliği içerir. Üçüncü alt grup
ise;motor beceri bozukluğu başlığı altında gelişimsel motor
koordinasyon bozukluğunu içerir.
Birinci
grubu oluşturan okuma ve yazma bozuklukları (bunlara disleksi
denilmektedir), dil fonksiyonunun görsel (vizüel) modalitede
işlenmesiyle ilişkilidir; ikinci grubu oluşturan iletişim bozuklukları
ise (bunlara gelişimsel disfazi denilmektedir), dil’in işitsel (oditif)
modalitede işlenmesiyle ilgilidir. Genelde bu iki grup bozukluk , yani
gelişimsel disleksi ve gelişimsel disfazi , aynı problemin iki görüntüsü
olarak ele alınır.
Disleksi türleri nelerdir?
Okuma
yazmanın öğrenilmesinde, biri doğrudan biri dolaylı iki yol
vardır.“Doğrudan yol” ya da “görsel yol” denilen birincisinde okuma,
harf-ses analizlerine girmeden, kelimenin bütününün tanınması şeklinde
öğrenilir. Bu doğrudan tanıma sürecinde kullanılan yol şekil algısı
biçiminde bir “görsel” yol değil, bir ortografik yoldur. İkincisi, yani
“dolaylı yol” ise, okumanın parçadan bütüne doğru, harf-ses analizi ile
öğrenildiği “fonolojik”yoldur; tek tek grafemleri fonemlere dönüştürme
analizi ile işler.
Buna göre iki disleksi tipi ayırt edilmiştir.Birincisi P-tipi
(perseptüel tip/algısal tip),ikincisi ise L-tipi(linguistik tip/dilsel
tip) olarak anılır.Birincisi P-tipi özellikleri gösteren çocuklar doğru
fakat yavaş okurlar; duraklama ya da tekrarlama şeklinde hatalar
yaparlar .L-tipi özellikleri gösteren çocuklar ise,gayet akıcı ve hızlı
okurlar, ama kelime veya hece atlama ya da bir kelimenin veya hecenin
yerine başka bir şey söyleme gibi yanlışlar yaparlar.
L-tipi disleksi, sağ hemisferin az gelişmesi ve sol hemisferin fazla
baskın oluşundan ileri gelir. Bu çocuklar, okumayı öğrenmenin en
başından itibaren sol hemisfer stratejilerini kullanmaya çalışırlar;
okumanın, sağ hemisferin aracılığını gerektiren ilk fazını atlarlar.
Çünkü, “yazının vizüo-perseptüel özelliklerini görecek gözleri yoktur” .
Bu nedenle L-tipi disleksikler, okumayı öğrenme sürecinin en başından
itibaren güçlüklerle karşılaşırlar. P-tipi disleksi’de ise, tersine sol
hemisfer daha az gelişmiştir ve sağ hemisfer fazla baskındır. Okuma,
başlangıçta değil de ilerledikten sonra sol hemisfere dayanan semantik
stratejilerin uygulanmasını gerektirdiği için P-tipi disleksikler
okumayı öğrenmenin daha ileri aşamalarında problemlerle karşılaşmaya
başlarlar. Çünkü normalde yapmaları gereken “hemisfer değiştirme”yi
yapamadıkları sol hemisfer stratejilerini kullanmaya geçemedikleri için,
başlangıçta olduğu gibi, okuma ilerledikten sonra da sağ hemisfer
stratejilerine dayanmayı sürdürürler.
Normalde okumanın başlangıcı yazının görsel algısal şekil analizini
gerektirdiği için, ilk okumalar sağ hemisfer süreçleriyle olur, bu
nedenle de çocuk yavaş okur. İleri okuma ise daha akıcı, daha hızlıdır.
L-tipi disleksikler normalde “hemisfer değiştirme’nin olması gereken
zamandan daha önce sol hemisfer stratejilerini devreye soktukları için
hızlı okurlar; ama yazıyı oluşturan şekilleri görsel olarak algılamaları
yeterli olmadığı için,sık sık atlamalar, eklemeler gibi hatalar yaparak
okurlar. P-tipi disleksikler ise, hemisfer değiştirmenin gerekli olduğu
zaman geçirildiği halde hala sağ hemisfer stratejilerine dayanmaya devam
ettiği için, çok yavaş ve kesik kesik okumak ,duraklamalar ve başa alıp
tekrarlamalarla okumak gibi “zaman alıcı” hatalar yaparlar hızlı okumaya
bir türlü geçemezler.
Alt
tiplerin özellikleri ne olursa olsun, bütün disleksiklerde temel bir
bozukluk vardır: bu da görsel olarak verilen bir sembol ile ona ilişkin
kelime ya da anlam arasında ilişki kurma bozukluğudur.
Disleksi hangi yaş aralıklarında ortaya çıkar?
Dislektik çocuklarla ilgili en büyük problem aslında disleksinin
tedavisinden çok, disleksi tanısının konabilmesidir. Çünkü diğer öğrenme
bozuklukları gibi disleksi de üstü kapalı bozukluklardandır, ilk bakışta
anlaşılmayabilir. Bu nedenle, çocuk okula başlamadan önce farkedilmesi
güç olabilir.Disleksi, genellikle çocukluk döneminde, okumaya başlama
aşamasında fark edilir.
Gelişimsel öğrenme güçlükleri genellikle okulun ilk yıllarında kendini
gösterir, ama parlak zekalı çocuklar bu güçlükleri bir biçimde
dengeleyip gidererek 9-10 yaşlarına kadar gizleyebilirler. Bu nedenle
parlak zekalı çocuklarda disleksinin farkedilmesi normal zekalı
çocuklardan daha da geç gerçekleşmektedir. Yine de daha erken dönemde
semptomlar kendini belli etmeye başlayabilir. Sağı-solu ayırdetmede ve
saati öğrenmede yaşıtlarına göre gecikmesi ve zorlanması, parayı
tanımada güçlük çekmesi, ya da telefon numaralarında sayıları yer yer
tersine çevirmesi gibi.
Disleksiye sebep olan etkenler nelerdir? (kalıtım, beslenme vb.)
Özel öğrenme güçlüğü probleminin, belli ve tek bir etiolojik nedeni
yoktur.Genetik olarak disleksinin sıklığı birinci dereceden akrabalar
arasında, genel popülasyondan daha yüksek orandadır .Dislektik
çocukların aile öyküsünde %52 ile %89.7 disleksi saptayan geniş
kapsamlı, tarama çalışmaları yapılmıştır. Performans becerilerinin sözel
becerilerden daha iyi olduğu disleksi tipinin genetik ve ailesel
olabildiğini, ama bunun tersinin yani dilsel becerilerinin performans
becerilerinden daha iyi olduğu disleksi tipindeki nörolojik
disfonksiyonun, genetik özellik taşımadığını söylerler.Gelişimin erken
bir döneminde beyin fonksiyonlarını engelleyici bir etki yapan herhangi
bir sürecin (genetik etkenler, konjenital faktörler, prenetal hasar,
prinatal zorluklar, beyin hasarı gibi), öğrenme güçlüklerine neden
olabileceği ileri sürülmüştür.
Beyin
üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin
sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit
büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya
koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu
bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor.
Disleksinin ortaya çıkışını tetikleyen faktörler nelerdir?
Doğum öncesi annenin geçirebileceği enfeksiyonlar, ilaç alımları ve
yetersiz beslenmesi; doğum esnasında ya da sonrasında görülen bazı
sorunlar ( zor doğumlar, kordon dolanması, plasenta-kordon bozuklukları,
doğum travmaları, bebeğin doğumdan sonra uzun süre nefessiz kalması,
erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, annenin hamileliğinde gebelik
toksemisi denen rahatsızlığı geçirmesi, bebekte uzayan
sarılık-hiperbilirübinemi- gözlenmesi, tekrarlayan kulak iltihapları,
menenjit, ensefalit ve kansızlık ) da bu duruma eşlik edebilmektedir.
Ayrıca kalıtsal da olabilmektedir. Okuma ve öğrenme bozukluklarında %
75’ in üzerinde bir oranda bu tür sorunlardan birine rastlanmaktadır.
Disleksi’nin en sık karşılaşılan özellikleri(belirtileri) nelerdir?
Sağ-sol,
üst-alt, önce-sonra kavramlarını karıştırabilirler.
Kendi
sağlarını-sollarını ayırt etmekte güçlük çekebilirler.
Çoğunda
el-bacak-göz dominansı karışıktır veya soldadır.
Benzer
biçimdeki harfleri (b/d ya da p/b gibi) birbirinden ayırmakta güçlük
çeker ve bunları birbiri yerine kullanabilirler.
Birbirlerine benzeyen sesleri (b/m gibi f/v gibi) ayıramayıp bunları
birbiri yerine kullanabilirler.
Eşanlamlı kelimeleri ya da anlamsal kategoriden kelimeleri (halı/kilim,
teyze/amca, çatal,kaşık gibi) birbiri yerine okuyabilir ya da
yazabilirler.
Kelimenin içindeki bazı harfleri atlayabilirler (“para” yerine “pra”
yazmak gibi).
Harflerin öncelik sonralık sırasını değiştirebilirler( “kas” yerine
“sak” yazmak gibi).
Benzer
şekilde kelime içindeki heceleri de atlayabilirler.
Hecelerin sırasını değiştirebilirler.
Okurken
satır atlayabilirler.
Yazarken kelimeler arasında boşluk bırakamayıp kelimeleri birbirinden
ayırmayabilirler.
“Ayna
görüntüsü” denilen şekilde yazabilirler; yani hem harfler hem de
kelimenin bütünü 180 derece tersine çevrilerek sağdan sola doğru
yazılabilir, bu yazı aynaya tutulduğunda bildiğimiz yazı gibi görünür.
Noktalama işaretlerini kullanmakta güçlükleri olabilir.
Bir
metnin genel çizgisini kavramakta zorlanabilirler.
Okudukları şeyi anlatmakta güçlük çekebilirler.
Dikkatleri kısa sürelidir ve kolayca dağılır. Konsantrasyon güçlükleri
vardır.
Sosyal
gelişimleri zayıftır, arkadaşlarıyla iyi geçinemezler.
Uzaklık derinlik algıları bozuktur.
Şekil-zemin ayırt etmede güçlük çekerler.
Görsel ve işitsel algılama ve motor becerilerinde gerilik görülebilir.
Kısa
süreli hafızaları (görsel ya da işitsel) zayıftır.
Kimi
zaman matematiği yalnızca zihinden yapabilirler, ama yazamazlar.
Gördüklerini hatırlayamazlar ya da zihinlerinde canlandıramazlar.
Dün,
bugün ve yarını karıştırabilirler.
İçinde
bulundukları yılı, günü ve mevsimi ayırt edemezler.
Kitaplarının yerini unuturlar, eşyalarını kaybederler.
Yukarda belirtildiği gibi, dislektik çocuklar bu özelliklerin tümünü
göstermezler; disleksinin tipine göre bu belirtilerin bir bölümünü
sergilerler.
Disleksiye eşlik eden sorunlar nelerdir?
Bu bozukluğa matematik öğrenme bozukluğu ( diskalkuli) ve diğer öğrenme
bozuklukları ( yazı yazma sorunları-disgrafi gibi) da eşlik
edebilmektedir. Ayrıca dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,
davranım bozuklukları ve depresyon da bu durumla bir arada
bulunabilmektedir. Sosyal beceriler yaşıtlarına göre daha zayıftır.
Disleksi’nin zeka ile bir ilişkisi var mıdır?
Altı yaşına gelen tüm
normal çocuklar artık bir eğitim alabilecek zihinsel gelişim düzeyine
gelirler. Okula giderler ve ilk öğrendikleri şey okumaktır. Dislektik
çocuklarda ise bu hazırlık henüz tamamlanmamıştır. Öğrenmeye yardım eden
zihinsel organizasyon bazı bakımlardan yeterli değildir. Okuyamazlar,
yazamazlar, matematikte zorluklar yaşayabilirler; ancak zekâ
düzeylerinde bir sorun yoktur. Bu çocuklar, özellikle öğrenme
bozukluğunun tanınmadığı toplumlarda okulda ve ailelerinde
"anlaşılamama" sorunu yaşarlar. Okuyamadıkları ya da yazamadıkları için
zekâ düzeylerinden kuşku duyulur. Aileler paniğe kapılır, öğretmen
öğretememenin sıkıntısını duyar ve giderek büyüyen bir sorunlar
yumağıyla çoğunlukla herkes çocuğa yüklenir. Tabii bu yüklenme biraz
boşadır, çünkü çocuğun bu farklı durumuna ilişkin pek bir şey
bilinmiyordur. Bu tablonun sergilendiği bir çocuk için bir doktor
"nörolojik bir olgunlaşmamışlık" ya da "minimal beyin disfonksiyonu",
bir eğitimci "öğrenme bozukluğu" adlandırmalarını kullanır.
İzafiyet teorisini ortaya
çıkaran büyük bilgin Albert Einstein, kalipso müziğinin kralı Harry
Belafonte, büyük mimar, heykeltraş ve Mona Lisa’yı resim dünyasına
armağan eden ressam Leonardo da Vinci, İrlandalı yazar Yeats, başta
“Düşünen adam”olmak üzere pek çok önemli eserin sahibi heykeltraş Rodin,
şarkıcı ve sinema oyuncusu Cher disleksili ünlüler arasındadır.
Disleksili çocukların gelişim ve eğitiminde nasıl bir tedavi yoluna
gidilmelidir?
Öğrenme
güçlüğünün ilaçla tedavisi mümkün değildir. Öğrenme güçlüğüne yönelik
eğitim programlarının uygulanmasında davranışçı tekniklerden
yararlanılmaktadır. Öğrenme bozukluğu olan çocuklara eğitsel terapi
yapılırken aile içi uyum sorunlarının tedavisinde diğer terapi
tekniklerinden de yararlanılmaktadır. Tüm bunlar oldukça geniş bir
problem alanı oluşturmaktadır. Araştırmalar öğrenme güçlüğüne sahip
çocukların, en az öğrenme güçlükleri kadar çeşitlilik gösterdiğini öne
sürmektedir. Bu yüzden bir çok uzman bu çocukların her birinin farklı
bir biçimde tedavi edilmesi görüşünü savunmaktadır
Diğer öğrenme güçlüklerinde olduğu gibi disleksinin de tedavisi
okulda
verilen eğitimden farklıdır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam
ederken yanısıra bireysel ya da grup halinde özel bir eğitime alınır.
Özgül öğrenme güçlüğünün eğitimle tedavisi zihinsel özürlülere verilen
özel eğitimden farklı bir uygulamadır. Bu alanda uzmanlaşmış kişiler
tarafından verilmelidir. Bu uygulamalar içinde çocuğun gelişimini
yetersiz kılan psikolojik sürecin ya da süreçlerin belirlenmesi ve
düzeltilmesi gerekmektedir. Süreç öğretimi, görsel, işitsel, dokunma ve
kinestetik algının geliştirilmesini, bu algılara ait ayrımlaştırma,
dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin arttırılmasını, motor
koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca fonetik
farkındalığın arttırılması, dinleme, konuşma, okuma, yazma (dil)
becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin
desteklenmesi bu süreç eğitimi içinde yer almaktadır. Çeşitli algıları
destekleyici ya da iyileştirici bu çalışmalar, akademik becerilerin
eğitimi ile birlikte verilmektedir.
Öğrenme bozukluğuyla ilgili sorunların görülme sıklığı % 8-10
arasındadır. 40-50 kişilik bir sınıfta 3-4 çocukta öğrenme bozukluğu
sorunlarının olduğu düşünülebilir. Bu oran oldukça düşündürücüdür, çünkü
bu kadar çocuk, bugünkü eğitim sistemine göre, gözden çıkarılmış
görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde öğrenme bozukluğunun daha okulöncesi
dönemde belirlenebilmesine yönelik çalışmalar yürütülürken, Türkiye’de
pek çok kimsenin öğrenme bozukluğunun bir sorun olduğunu anlamaya
yetecek ölçüde bile bilgisi yoktur. Sorun genellikle okula başlandığında
fark edilmektedir. Ancak, sorunun eğitimciler ve anne babalar tarafından
yeterince tanınmaması nedeniyle çocuklar bazen okuma yazma becerisini
ilkokul birinci sınıf düzeyinde bile kazanamadan ilkokul beşinci sınıfa
kadar ilerleyebilmektedir.
Konunun
en önemli yönü ise öğrenme bozukluğu tanısı konmuş çocuklara yaşadıkları
sorunlar doğrultusunda eğitim programlarının hazırlanmasıdır. Her bir
dislektik çocuk için ayrı ayrı, çocuğun tanı ve değerlendirmelerinden
elde edilen bilgiler kullanılarak bilişsel becerilerinin tam bir profili
çıkarıldıktan, eksiklikleri, yetersizlikleri,kuvvetli yanları
tanındıktan sonra, o çocuğa özgü bir programla planlanabilir.
Kaynaklar:
1.KORKMAZLAR,Ümran.ÖzelÖğrenmeBozukluğu,1993
2.EKŞİ,
A. Ben Hasta Değilim, 1999
3.www.psikiyatrist.net.
4.VASSAF,Belkıs
Halim.Öğrenme Yetersizliği.Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.
5. BALDIK, Ö. Ansiklopedik
Eğitim Ve Psikoloji Rehberi, 2004
|
|